Greenpeace İngiltere’nin Direktörü John Sauven geçtiğimiz günlerde radyo dinlerken, bir kadının şikayetine denk geliyor. Şikayet şöyle: Kadın süpermarketten sandviç satın alıyor. Sandviçi kese kağıdına sarılı şekilde satın alırsa 79 peni ödüyor. Plastik poşette satın aldığında ise 63 peni ödüyor... Bu durumda bir çok insanın plastik poşette olan sandviçi satın alacağını tahmin etmek zor değil. Ve aslında bu durum, sistemin tamamen çökmüş olduğunun canlı bir kanıtı.
The Guardian’a göre bugün sadece İngiltere’de bir sene içinde 300 bin ton giysi, yedi milyon adet kağıt kahve bardağı çöpe gidiyor. Ellen MacArthur Vakfı tahminlerine göre, 2050 yılında okyanuslardaki plastik miktarı balık miktarından daha fazla olacak.
Bugün atık konusu, dünyanın en önemli sorunlarından birisi. Kullan-at kültürü çevremize ciddi bir zarar veriyor. Bazı büyük şirketler bu konuda önemli çalışmalara imza atsalar da, çevrecilere göre sorunun en büyük aktörü olmaya devam ediyorlar.
The Guardian geçtiğimiz günlerde iş dünyasının bu süreçteki rolünü masaya yatıran bir yuvarlak masa toplantısı gerçekleştirdi. Tartışma konusunun ana başlığı, döngüsel ekonomi oldu. Döngüsel ekonomi geri dönüşüm yoluyla, atık maddelerin ekonomi içerisine yeniden kazandırılmasını sağlıyor. Bugün çok sayıda şirket döngüsel ekonomi adına önemli çalışmalar gerçekleştirse de, uzmanların endişesi şu: Döngüsel ekonomisi süslü bir kelime olmaktan ileri gitmiyor mu?
Döngüsel ekonominin hayata geçmesi için ciddi bir sistem değişimine ihtiyaç var. Nitekim yuvarlak masa toplantısının odaklandığı gelişme Coca- Cola’nın yeni paketleme planı. Bu plan iş dünyasına örnek oluşturacak bir girişim olarak ön plana çıkıyor.
Gelişmeleri hatırlayacak olursak: Greenpeace, Coca-Cola’nın yılda 100 milyonun üzerinde plastik şişe ürettiğini açıkladı.
Coca-Cola da bu açıklamanın ardından, şişelerindeki geri dönüşüm içeriğini 2020 yılına kadar yüzde 50 oranında artırma sözü verdi. Şirket aynı zamanda depozito sürecinin etkilerini araştıracağını da açıkladı.
Coca-Cola Avrupa Sürdürülebilirlik Başkanı Nick Brown, geri dönüşüm iletişiminin zor olduğunu söylüyor. Bu yüzden Coca-Cola’nın başlattığı yeni geri dönüşüm kampanyası, hem sürecin faydalarının anlatıyor hem de tüketici ile duygusal bir bağ oluşturulmasını temel alıyor.

Tüketim temelli iş modeli

İşin diğer yanında ise, şirketlerin “tüketim temelli iş modelini” eleştirenler var. Gıda atığının engellenmesi amacıyla kampanyalar düzenleyen Feedback Grubu Yönetici Direktörü Carina Millstone, benzer girişimlerin ihtiyaç duyulan sürdürülebilir toplum gerçeğinden uzak olduğunu söylüyor. Geri dönüşüm konusunda bilinç düzeyini artırmanın yeterli bir çözüm olmadığını ifade eden Millstone’a göre, küresel şirketlerin doğal kaynak kullanımı ve tüketim temelli iş modelleri, gezenin ihtiyaçları ile uyumlu değil.
Dolayısıyla, yeni iş modellerinin ürünlerin dayanıklılığını ve uzun kullanımını teşvik etmesi gerekiyor. Bu da ucuz küresel üretim modelinden vazgeçip, ekonomilerin “yeniden bölgeselleşmesi” anlamına geliyor.
Millstone’un söylediklerini şöyle de özetleyebiliriz: Kullan-at felsefesinin sona ereceği sürdürülebilir bir dünya hedefliyorsak, yeni bir ayakkabı almak, eskisini tamir ettirmekten ucuz olmamalı.
Eskiden kunduracılar vardı. Artık yoklar. Çünkü Millstone’un dediği gibi, yaşam tarzımızı belirleyen büyük şirketler dünyanın farklı yerlerinde bu ayakkabıları çok ucuz bir şekilde üretmenin yolunu buldular. Bu durumdan kurtulmanın yolu yerel ekonomilerin canlanmasından ve atmak yerine tamir etmek üzerine kurulu yeni bir yaklaşımın geliştirilmesinden geçiyor. Örneğin bugün İngiltere’de, bölge halkına tamir eğitimi ve malzemesi sunan tamir kafeleri açılıyor. Toplama bilgisayar veya geri dönüşüm malzemeleri ile üretilmiş mobilya satışları yapan sosyal girişimlerin sayısı da artıyor.

Hedef tüketici değil, ürünün kendisi

Exeter Üniversitesi Adam Lusby de Millstone ile benzer görüşte. Hedefin tüketici ya da tüketim modeli olmadığını söylüyor Lusby. Gönüllü yaklaşımların, tüketiciyi bilinçlendirmenin çözümün temelini oluşturmadığına dikkat çekerken, “İnsanların davranışlarını değiştirmeye ihtiyacımız yok. Ürünleri nasıl tasarladığımızı değiştirelim” diyor.
Bu hem daha iyi bir ürün tasarımı, hem de daha iyi bir ekonomi tasarımı anlamına geliyor. Örneğin, işgücü yerine, plastik üretiminde kullanılan fosil kaynakların vergilendirilmesi bu yönde atılacak ilk adım olabilir.
Lusby’nin dediği gibi; “Kimin ne yaptığı ile uğraşmak yerine, iyi ve sağlıklı makro ekonomik kararlar almakta fayda var.”